Arşivlik / Sayı 3

Selma Rıza’dan Bugüne: Kadınlar, Basın ve Mücadele / Tülin Tankut  

Toplumların kriz dönemlerinde, örneğin savaş koşullarında kadınların yaşamı idame ettirme konusundaki çabaları, yaratıcı üretkenlikleri tarih kitaplarında kayıtlara geçmez; siyasi açıdan önemsenmez çünkü. Günümüzde  deprem, su baskını, kuraklık, göç ve bölgesel savaşlar gibi afetlerin yol açtığı olumsuz koşullarda  cansiperane çalışan  basın emekçisi kadınların   çabaları da yine göze gözükmez. Oysa kameramanıyla, muhabiriyle  haber peşinde koştururken kim bilir ne sorunlarla karşılaşırlar?  Nitekim en son geçtiğimiz günlerde  Gazze’de katledilen 300 gazeteciden  37’sinin kadın olması haberi üzüntümüzü  iki kat arttırdı. Onların yaşama veda etmelerinde suçu olanlar  bağışlanamaz. Peki, okurun haber alma hakkını hiçe sayanlar bağışlanabilir mi?

Bu vesileyle çoktandır yalnızca bizde değil, dünyada , “basın özgürlüğü önündeki kurumsal ve yasal engellerin kaldırılması” sorunu gündemdeki yerini yeniden aldı. Kuşkusuz çözüm için yasalar önemlidir ama sorunun kültürel ve tarihsel köklerini de atlamamak gerekir.

Meslek etiğiyle insanlığa hizmet eden bu kadınlar, idealleri uğruna basın dünyasında var olabilmek için direnmişler, kariyerlerini sürdürürken zaman zaman gördükleri baskıya karşı da ödün vermek zorunda bırakılmışlardır. Evrensel bir olgu olarak, tıpkı erkek basın emekçileri gibi onlardan da beklenen, haber yaparken fincancı katırlarını ürkütmemeye özen göstermeleridir.  Oysa onlar, ilkeli duruşlarını koruyarak haberlerini, toplumda güçlü bir ilgiye yol açması amacıyla sunuyorlardı. Peki, örneğin demokratik haklarını kullanarak siyaset dünyasını eleştirmeleri suç mudur? Ya okurlar? Dünyada gündemden hiç düşmeyen kadın sorunlarının açıkça tartışılıp çözüm yollarının aranmasını  istemezler mi?

Bugün Avrupa’ya,  uygarlığının gerilemekte olduğu uyarıları yapılıyor.  Dünyada,  kadın mücadelelerinin kazanımlarının korunamadığına dikkat çekiliyor. Küresel siyasi kadın mücadelelerinin zemin kaybettiğine dair  iddiaları da atlamayalım. Kriz dönemlerindeyse, günümüzün ve geleceğin toplum, siyaset ve kültür yapısının  belirlenmesinde  arşivler, toplumları saran düşünsel tıkanmışlığa karşı belli başlı  başvuru kaynakları olmuşlardır. Kadın merkezli arşivler bunun için vardır. Öte yandan geçmişte de basın emekçisi kadınlar, sistemin onlara biçtiği cinsiyet rolünün sınırları içinde özgür olabiliyorlardı. İçinde bulundukları ortam izin vermediğinden düşünce ve eylemlerini topluma yeterince duyuramadıkları için  hak ettikleri değeri göremiyorlardı. İlk kadın gazetecimiz Selma Rıza’nın başından geçenler bu kadir kıymet bilmezliğe  iyi bir örnektir.

Ancak geç de olsa bugün ülkemizde onun hakkında bilgi edinilecek çok sayıda kaynağa sahip olmamız sevindiricidir. Öz yaşam öyküsünden öğrendiğimize göre, 1872’de İstanbul’da doğan Selma Rıza’nın babası dönemin önemli devlet adamlarından  Meclis – i Ayan  üyesi  Ali Rıza Beydir. Annesi Avusturya uyruklu, sonradan İslamiyeti kabul etmiş Naile Hanım’dır. Aile kızlarının eğitimine önem verir; Fransızca öğrenmesi için özel hoca tutar. Ağabeyi Ahmet Rıza’nın düşünceleri, genç kızın dünya görüşünün şekillenmesinde etkili olur. 1900’de ailesine danışmadan Paris’e, ağabeyinin yanına giden genç kız, Sorbonne Üniversitesi’nde eğitim görür. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde, tek kadın üye olarak faaliyetlerde bulunur.

Paris’e gitmeden önce, Servet-i Fünun ve Hanımlara Mahsus Gazete adlı  dergilerde, toplumsal eşitsizlik ve kadın hakları üzerine yazılar yazmıştır. Paris’te, ağabeyinin yönettiği Meşveret  (Danışma) gazetesinin Fransızca ekinde ve Türkçe yayınlanan Şuray-ı  Ümmet ‘te aynı konuda yazmayı sürdürür. Tarih araştırmacısı Taha Toros, onun Paris’teyken yazar Claude  Farrévé’nin bilimsel düşünce yapısını benimsediğine; toplumsal aydınlanma için kadın, erkek eşitliğini savunduğu araştırmalarında, yazılarında,  Fransız yazarın  payı olduğuna dikkat çeker. 

Selma Rıza,  Osmanlı döneminde yurt dışında yaşayan ve uluslararası kadın örgütlerinde çalışan iki Türk kadınından biridir. (Diğeri, Hayriye Ben- ayad’dır.) Paris’teyken Uluslararası Kadınlar Konseyi’nin hem üyesi olur hem de sorumluluk yüklenir. 1912’de Konsey tarafından yayınlanan kitapta onun, Konseyin şubeleri olmayan ülkeler için kurulan oluşumun başkan yardımcılığını yaptığı bilgisine  yer verilmiştir. 

1908’de II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a dönen Selma Rıza’yı bu kez başka uğraşlar beklemektedir. Toplumsal ve kültürel faaliyetlerini ve kızların eğitimi için çalımalarını İstanbul’da sürdürürken dönemin kadın dergilerinde kadın haklarını savunmaktan geri kalmaz. Aynı yıl, 31 Mart Vakası’nın sarsıntıları ona kadar ulaşır. (Bazı gruplardan tehditler alır.) Ama düşüncelerinden ve mücadelesinden vazgeçmez. (Hemen tüm kaynaklarda da,  1919’da Halide Edip’in mandacılığı savunurken onun tam bağımsızlığı savunduğu yazıyor.) Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Mustafa Kemal’in devrimlerini destekler.

Kaynaklarda, özellikle Tanzimat Dönemi’nde (1839- 1876) onun bir gazeteci olarak toplumsal değişim ve kadının toplum içindeki konumunu ele aldığı yazılarıyla halkın aydınlanmasına katkıda bulunduğu üzerinde duruluyor.  

Öte yandan, edebî yetkinliğini gösteren iki roman kaleme almıştır. 1892’de, henüz yirmili yaşlarında yazdığı ve toplum ile kadın sorunlarını ele alan “Uhuvvet” (Kardeşlik) adlı romanı yaşadığı yıllarda  yayımlanmamıştır. Uhuvvet’in taslak defterleri bugün Atatürk Kitaplığı Nadir Eserleri Kolekiyonu’nda bulunmaktadır.  Selma Rıza, 1931’de yaşama veda ettikten uzun bir süre sonra, 1999’da roman, Nebil Fazıl Aslan tarafından  günümüz Türkçesine çevrilmiş olarak Kültür Bakanlığı yayınları arasında yerini alır.

Özetle, bütün kaynaklarda onun entelektüel birikimi, yazarlığı, toplumsal faaliyetleri, kadın hakları için verdiği mücadeleye dikkat çekilirken  yürekliliği  sayesinde dimdik ayakta durabilmiş bir öncü olduğu vurgulanıyor.

Böylesi bir değerin arşivi ise ne yazık ki korunamamış, geriye birkaç mektup ve defterleri dışında belge kalmamış. Ancak Kadınlığın Tâcı’nın mücadele azmi, günümüzdeki demokrasi mücadeleleri için  hâlâ esin kaynağı olmayı sürdürüyor.

Anısına saygıyla…

 

Kaynakça

  • Atalay, L. (2025, Mart). [Selma Rıza’ya ilişkin yazı]. Bilim ve Gelecek: Aylık Bilim, Kültür ve Politika Dergisi.
  • Atatürk Kitaplığı. Bel_Yz_K.002342  ve Bel_Yz_K.002343 [Elyazısı defterler]. Atatürk Kitaplığı, Nadir Eserler Koleksiyonu, İstanbul.
  • Aytaç, G. (2000). 19. yüzyıl romancılığımızın nitelikli ilk kadın romanı keşfedildi: Selma Rıza’nın 1892’de kaleme aldığı Uhuvvet. Türk Yurdu (Türk Romanı Özel Sayısı), 153–154, 77–79.
  • Davaz, A. (2014). Eşitsiz kız kardeşlik: Uluslararası ve Ortadoğu kadın hareketleri, 1935 Kongresi ve Türk Kadın Birliği(ss. 143–146). İstanbul: İş Bankası Yayınları.
  • Semiz Türkoğlu, H. (2021, 15 Mart). İlk Türk kadın gazeteci ‘Selma Rıza Feraceli’. İletim Gazetesi. https://iletim.istanbul.edu.tr/index.php/2021/03/08/ilk-turk-kadin-gazeteci-selma-riza-feraceli/
  • Toros, T. (1994, Şubat). İlk Türk kadın gazeteci Selma Rıza. Skylife, 60–66.
  • ​​Uçman, A. (2003). Selma Rıza’nın mektupları. Tarih ve Toplum, 235, 39–43.

Künye: Tülin Tankut, “Selma Rıza’dan Bugüne: Kadınlar, Basın ve Mücadele”, Arşivlik, sy. 3 (Aralık 2025), https://kadineserleri.org/selma-riza-arsivi/

 

 
Kaynak: Atatürk Kitaplığı, Bel_Yz_K.002342 ve Bel_Yz_K.002343 [Elyazısı defterler], Atatürk Kitaplığı, Nadir Eserler Koleksiyonu, İstanbul.


Arşivlik Dijital Bülteni, Marjinal Portel Novelli katkılarıyla hazırlanmaktadır.