Arşivlik / Sayı 4

Cemre Baytok ile Feminist Mücadeleyi Yeniden Örmek / Röportaj Nilgün Kıvırcık 

Evrim Kepenek, BİANET, 8 Mart 2026 Feminist Gece Yürüyüşü

Sevgili Cemre Baytok merhaba; Hayatını Toplumsal Cinsiyet Eşitliği mücadelesine adamış bir feminist olarak ilham verici, bir o kadar da zorlu bir yolculuğun oldu ve hepimiz bunun tanığıyız. Boğaziçi Üniversitesi Cinsel Tacizi Önleme Eğitim ve Destek Koordinatörlüğü (CİTÖK)sürecindeki çalışmaların ve koordinatörlüğün kaldırılması ve işten çıkarılma süreçlerin, Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Eşitliği karşıtlarının ilk hedeflerinden birisiydi. Bu koordinatörlük tacizin eğitim-yaş-sosyal sınıf ayrımı gözetmeden ne kadar yaygın olduğuna dikkat çekmesi bakımından da büyük önem taşıyordu. 2012 yılında komisyon olarak kurulan ve 2016 itibariyle Koordinatörlük olarak devam eden CİTÖK çalışmalarını ve ülkenin değişen kadın politikalarının habercisi olan kapatılma sürecini kısaca anlatır mısın?

CİTÖK sizin de belirttiğiniz gibi 2012’de bir komisyon olarak kuruldu, rektör Gülay Barbarosoğlu döneminde 2016’da bir ofisi oldu ve ben de orada koordinatör olarak çalışmaya başladım. CİTÖK’ün amacı, ülkenin başka üniversitelerinde olduğu gibi, üniversite yaşamında cinsel tacizin önlenmesi ve cinsiyet eşitliğinin desteklenmesi için çalışmaktı. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki fark, komisyonun yanı sıra bir ofisin ve tam zamanlı koordinatörünün olmasıydı. Ofis, hem üniversitenin farklı bileşenlerine ulaşarak önleyici, farkındalık artırıcı, bilgilendirici çalışmalar yürütüyor aynı zamanda yine farklı bileşenlerin cinsel taciz ve şiddet başvurularını alıyor, danışmanlık veriyordu. 2021’de üniversiteye kayyum atanmasının ardından kısa süre içinde işlevsizleştirildi ve benim de işten çıkarılmamla bu çalışma sonlanmış oldu. Biz Türkiye tarihinde gerek belediyeler gerek başka kurumlara atanan kayyumların cinsiyet eşitliğine yönelik çalışmaları hedef aldığını biliyoruz, Boğaziçi’nde de yaşanan bu oldu. Ancak kayyum öncesinde de, böylesi örnek bir ofis ve pozisyonun, kurumsal olarak güçlendirilmediği, bu nedenle de müdahale karşısında dayanıksız olduğunu da belirtmek gerekir. Bu çalışmanın sonlandırılması, Türkiye’de binlerce emekle ayakta tutulan sayısız kurumun başına geldiği gibi, iktidar mevkilerinin bir günde bir yapıyı ortadan kaldırmasına örnektir.

 

Yıllar boyunca, feminist mücadele yürüttüğün yol arkadaşlarınla birlikte kolektif düşünce ve yazı üretimlerinin bir parçası oldun. Feminist politikanın hem teorik hem pratik boyutuna katkı sunan metinler kaleme aldın. Dijital alanda Feminizmin yeniden güçlü şekilde üretildiği alanlar yarattınız. Arşivlik, dijital alanın çok genç bir üyesi olmak için çabalayan bir yayın. Toplumsal cinsiyet eşitliği eksenli feminist dijital alanın zorluklarını en erken deneyimleyen kuşağın temsilcilerindensin. Bize biraz dijital alanın fırsatları, zorlukları ve yaratıcı çıkış yollarından bahseder misiniz?

Öncelikle matbu süreli yayınların son dönemine yetişmiş kuşaktan gelen biri olarak politikada dergicilik ve diğer matbu yayınların rolünün veya işlevinin dijital dünya ile karşılanamadığını düşünüyorum. 2010’larda aylık olarak çıkan Feminist Politika dergisinin içerisindeydim, hem örgütlenme hem içerik üretme açısından bambaşka bir pratikti. Konsantrasyon, derinleşme ve kolektif üretimin dijital üretimde farklı olduğunu görüyorum. Öte yandan, Gezi sonrası artan sosyal medya kullanmanın feminizmin sözünün yaygınlaşmasında, bireysel sözlerin çeşitlenmesinde önemli bir rolü olduğu aşikar. Hem ulusal hem küresel düzeyde bir şey bu. O nedenle politikanın da buna adapte olması gerekli. Biz de bu ihtiyaçla, feminist örgütlenmelerin sönümlendiği bir dönemde 2016’da Çatlak Zemini kurmuştuk. Feminist bir web sitesinin hem kadınların yazdığı mecraların artması hem de feminist politikanın yerinin genişlemesi için önemli olduğunu düşünüyoruz. On senedir de gönüllü bir şekilde sürdürmeye çalışıyoruz. Ayrıca, yeni feminist örgütlenmeler ve kampanyalar da aktif biçimde sosyal medyayı kullanmaya çalışıyor. İnternet ve telefon kullanan kadınların sayısının çok yaygınlaştığı bu dönemde sözü ve bilgiyi ulaştırmak için dijital araçları önemsemek, yeni görsel araçları takip etmek gerekiyor.

 

Çatlak Zemin, 8 Mart 2026 Feminist Gece Yürüyüşü Çağrı afişi

Bu gün Mor Çatı Vakfı bünyesinde çalışmalara devam ediyorsun. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı ile aynı dönemde kurulan 2. dalga feminist mücadelenin en önemli kazanımlarından ve kurumsal yapılarından birisi. Sivil örgütlenmeler için sürdürülebilirlik halen zor bir mücadele alanı. Bu yüzden Mor Çatı gibi 35 yılını tamamlayan örgütlenmeler, tüm kadın örgütlenmelerinin ilham kaynağı olmaya devam ediyor. En eski örgütlenmelerden birisi olmanıza rağmen feminist müzakere yaklaşımını kurumsal yönetim politikası haline getirerek sürdürüyorsunuz. Hiyerarşiyi kendi içinde de reddeden ve yatay örgütlenmede eşit söz hakkını savunan yaklaşımınız, birlikte çalışma yöntem haritanız da ilham verici. Kurumu geleceğe taşıyan yaklaşımın bu feminist yöntem olduğu söylenebilir mi? Bu kesintisiz feminist mücadelenin kısaca tarihsel süreçlerinden ve özellikle bu gün odağına aldığı yeni hedeflerinden bahseder misiniz?

Mor Çatı 80 sonu Türkiye’de yükselen feminist hareketin en büyük kazanımların birisi. Başarısını feminist yöntemle ve perspektifle çalışmasına borçlu; erkek şiddeti karşısında kadınların güçlenmesi ve dayanışmayı örgütlemenin kaynağı feminizm. Öte yandan, Türkiye’de, yukarıda bahsettiğim gibi, cinsiyet eşitliği için mücadele eden kurumsal yapıları ayakta tutmak ve etkinliğini sürdürmek çok zorlu. Bunun için de Mor Çatı’nın arkasında çok sayıda kadının gönüllüğü ve süregiden emeği var. Mor Çatı bir vakıf ve maddi kaynağını bağışlardan ve uluslararası fonlardan alıyor. Ancak sivil toplumun daraldığı son yıllarda dahi sivil toplum anlayışını değiştirmedi. Yani Mor Çatı’nın bir odağı var, iyi yaptığı işi iyi yapmaya devam etmek. Bu nedenle de proje üzerine proje yürütmek değil, şiddetle mücadelede kendi çalışmasını beslemek ve büyütmek ve görevi şiddeti önleme olan kurum ve kişilere de ürettiği bilgi ve deneyimi aktarmak. Bu süreklilik ve tutarlılık Mor Çatı’yı güçlendiren şeylerden önemli bir tanesi. Türkiye’de şiddetle mücadele, olması gereken cinsiyet eşitsizliği ile mücadele ile yan yana getirilmediği için, Mor Çatı’nın çalışması da, mücadelesi de, odağı da aynı şekilde önünde duruyor. Şiddete maruz kalan kadınlara yönelik kurumsal desteklerin azaldığı bu dönemde yükü artmış bir biçimde çalışmaya devam ediyor.

 

16 yıl devam eden Feminist Gece Yürüyüşlerinin de önemli aktörlerinden birisi oldunuz. 2019 yılana kadar kadınlar İstiklal Caddesi başından başlayan, Tünel Meydanına kadar devam eden yürüyüşlerinde neşelerini, sorunlarını, geleceğe dair beklentilerini, taleplerini haykırdılar. Bu güne dek son 6 yılda ise yükselen antifeminist, kadın ve LGBTİ+ karşıtı politikalar nedeniyle adeta örülen kaleleri, barikatları aşma mücadelesine dönüştü yürüyüşler. Ama on binlerce kadın o barikatları aşmanın yollarını hep buldular. Feminist Gece Yürüyüşleri neredeyse 2-3 kuşak kadının ortak buluşma alanı oldu. Bu yürüyüşlerin 2003’den başlayan hikâyesini hem çok içinden hem sıradan bir katılımcı olarak bir de senden dinlemek istiyoruz.

2003’te bir avuç kadınla İstiklal Caddesi Mis Sokak’ta başlayan yürüyüş bugün dediğiniz gibi tüm engellemelere rağmen on binlerle hâlâ Taksim’de, Sıraselviler Caddesi’nde yapılıyor. Bu yürüyüş, Türkiye’deki 80 sonrası yükselen feminist hareketin miraslarından biri, o kuşak kadınların ilk örgütleyicileri olduğu, kapsayıcılık, çeşitlilik, feminizmi öne çıkarma ve (herhangi bir parti, kurum veya yapıdan) bağımsızlık prensiplerinin onlardan biz sonraki kuşağa aktarıldığı ve bugün de hâlâ geçerli olduğu, yeni nesillerin de devraldığı, bir yürüyüş. Politik sözü, olanca farklılıklara rağmen yıllardır feminist mücadelenin yükseltilmesini vurguluyor. Feminist Gece Yürüyüşü, her sene önceki seneden devreden gruptan başlayarak yenilenen bir grup tarafından örgütleniyor, bu toplantılar aynı zamanda feminist sokak eylemliliği açısından deneyim aktarımına vesile oluyor, çok sayıda kadının yolu bu organizasyondan da geçmiş oluyor.

Yürüyüşün en kalabalıklaştığı dönemi de Gezi sonrası diyebiliriz. 2018’e gelindiğinde, Türkiye’de kadın eylemleri dışında neredeyse hiçbir eylemin artık yapılamadığı ve 8 Mart’ta son kez İstiklal’de on binlerce kadının yürüdüğü bir aşamaya varılıyor. Türkiye’de Sokak eylemliliğinin bu kadar daraldığı bir zamanda 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü ’ne olan ilgi hiç azalmadı ve gözaltılara, barikatlara, yasaklara, sokaklar ve neredeyse ilçe kapamalara rağmen, son 8 senede, eyleme katılan kadınların bir hafızası ve pratiği oluştu ve bu yürüyüş bir şekilde muhakkak yapılıyor. Biz yıllarca yürüyüşün ardından “geceleri de sokaklardayız, birlikteyiz” diyerek bir de parti düzenledik. Son yıllarda hem gözaltılar hem de partiye de yönelik polis baskısı sebebiyle 8 Mart partisi yapmıyoruz.  Ancak bunun da çözümünü bir şekilde üretebileceğimize inanıyorum.

Künye: Nilgün Kıvırcık, “Cemre Baytok ile Feminist Mücadeleyi Yeniden Örmek”, Arşivlik, sy. 4 (Nisan 2026), https://kadineserleri.org/cemre-baytok-ile-feminist-mucadeleyi-yeniden-ormek/



Arşivlik Dijital Bülteni, Marjinal Portel Novelli katkılarıyla hazırlanmaktadır.