Arşivlik / Sayı 4

Aşkın ve Emeğin Özgürleşmesi / Ece Durmuş

Kollontay: Aileyi Sökmek, Aşkı Yeniden Örmek, Aleksandra Kollontay’ın devrimci feminist düşüncesini tarihsel ve politik bağlamı içinde yeniden ele alan bir düşünce biyografisidir. Olga Bronnikova ve Matthieu Renault’nun kaleme aldığı eser, Kollontay’ı hukukî eşitlik taleplerinin dar çerçevesine hapsetmeden; aileyi, aşkı, cinselliği ve gündelik hayatı kökten dönüştürmeyi hedefleyen radikal ufkuyla ele alıyor. Bu kitap Kollontay’ın yaşamına ve mücadelesine dair bir güzelleme olmaktan öte, geçmişle ve geçmişten gelen yüklerimizle eleştirel bir hesaplaşmayı da içeriyor.

Kollontay için kadınların özgürleşmesi çalışma yaşamı ya da yasal haklarla sınırlı değildir. Asıl dönüşüm, yaşamın en mahrem dokusunda, evde, ilişkilerde, arzuda gerçekleşmelidir. Bu nedenle o, aile kurumunu tarihsel bir yapı olarak söküp incelemeyi; aşkı ise mülkiyet, kıskançlık ve bağımlılık kalıplarından arındırarak yeniden örmeyi önerir. Onun Marksizm ile feminizm arasında kurduğu bağ bir uzlaşma değil, yaratıcı bir gerilimdir. Yeniden üretimi, bakım emeğini ve “duyguların fiziğini” sosyalist gündemin merkezine taşır; aşk özgürleşmeden, emeğin ve yaşamın özgürleşemeyeceğini savunur. Bu sebeple “Özgür aşk”, onun düşüncesinde romantik bir hayal değil, tüm yaşamı dönüştürebilecek devrimci bir kudrettir. Bu kudret, ancak komünleşme süreciyle gerçekliğe kavuşabilir.

Parti içi tartışmaların ve devletleşme eğilimlerinin yoğunlaştığı bir dönemde Kollontay’ın komünleşme konusundaki ısrarı, devrimin yalnızca üretim ilişkilerinde değil, duyguların ve gündelik pratiklerin alanında da gerçekleşmesi gerektiğine dair sarsılmaz inancından beslenir. Buradan baktığımızda şu soruları sormaktan kendimizi alamayız: Üretkenliği artıran teknoloji bu kadar ilerlemiş, kadın hakları hukuken tanınmış olmasına rağmen neden hâlâ kadın kırımı altında eziliyoruz, neden aşk mülkiyet ilişkisine, yeniden üretim köleliğe dönüşmüş durumda? İşte Kollontay’ın komünleşme önerisi, tam da bu sorulara verilen geriye dönük bir yanıt olarak, patriyarkal hayata karşı hem bir yaşam pratiği hem de yeni bir öznelliğin zemini olan bir öz savunma hareketi olarak belirir. Kollontay’ın yeniden üretim işlerinin toplumsallaştırılmasına ilişkin önerisi, bu işleri devletin sorumluluğuna bırakmakla sınırlı kalsa da anneliğin, temizliğin, yemeğin, bakımın kadına, eşe, anneye yazgılı olmadığını somut planlarıyla ortaya koyar, hem de kadın bedeninin ve cinselliğinin görünmez sayıldığı bir ortamda bunları dile getirmenin bedelini göze alarak.

Ne var ki kitap, Kollontay’ı peşinen haklı çıkarmakla yetinmez; onu, çözüm arayışları kadar çıkmazları da olan bir düşünür olarak ele alır. Yazarların en cesur hamlesi, bu düşüncenin kırılgan noktalarını aynı dürüstlükle görünür kılmalarıdır. Komünleşme ve özgür aşk ideali, işçi kolektifine sadakatle ve modernleşmenin dayattığı üretkenlik mantığıyla sürekli gerilim içindedir; Kollontay bu özgürlüğü ekonomik kalkınmadan ve endüstriyel ilerlemenin ritminden bağımsız düşünmez. Üreme üzerinde denetim kurmayı meşrulaştıran bir damar da düşüncesinde açılır ve özgürleştirici annelik tasavvuruyla rahatsız edici bir gerilim sürdürür. Büyük proletarya ailesi ideali ise ailenin sönümlenmesini değil, devlet eliyle yeniden kurulmasını getirme riskini barındırır. Bronnikova ve Renault bu problemli alanları örtbas etmez. Onlara göre bu fikirler, zamanımıza aykırı düşse bile yeniden düşünülmeyi ve harekete geçirilmeyi hak eder.

Sosyalist hareket içindeki erkek egemen sınırları zorlayan, yerleşik kabulleri rahatsız eden Kollontay’ın sesi, bu kitapta yeniden yankılanıyor. Feminist teori ile devrimci siyaset arasındaki bağı güncel bir perspektifle ele alan Bronnikova ve Renault, aileyi, emeği ve cinselliği tarihsel bir mücadele alanı olarak düşünmeye davet ediyor. Kollontay’ın düşüncesini salt bir kahraman anlatısına dönüştürmeden, “aşkın ve emeğin özgürleşmesi” fikrini eleştirel bir gözle politik bir çağrıya dönüştürmekten de geri durmuyorlar. Aşkı, devrimin özgürleşmesinin koşulu olarak gören Kollontay ise bizi şu soruyla baş başa bırakıyor: Bugün aşkta gerçek anlamda komünist olan kim vardır ki?

Ece Durmuş: Sosyoloji ve felsefe eğitimi aldı. İngilizce ve Fransızcadan çeviriler yapmaktadır. Editör, çevirmen, düşünce işçisi.

Künye: Ece Durmuş, Aşkın ve Emeğin Özgürleşmesi, Arşivlik, sy. 4 (Nisan 2026), https://kadineserleri.org/askin-ve-emegin-ozgurlesmesi/



Arşivlik Dijital Bülteni, Marjinal Portel Novelli katkılarıyla hazırlanmaktadır.