Arşivlik / Sayı 3

Alışın, Her Yerdeyiz! Mahçup Feministlerden Feminist Aktivistlere / Sevgi Uçan Çubukçu 

“Daha yapacak çok şey var. Yılmak yok. Top artık, beşinci ve altıncı kuşak feministlerde…” [1]

Türkiye’de feminist hareket, uzun süredir yalnızca sokakta, örgütlenmede ya da hukuki mücadele alanlarında değil; aynı zamanda akademide, dilde, edebiyatta ve gündelik hayatın mikro pratiklerinde de devam edegelmekte. Alışın, Her Yerdeyiz: Mahçup Feministlerden Feminist Aktivistlere başlıklı derleme, bu çok katmanlı feminist varoluşu görünür kılan önemli bir kolektif çalışma.

Kitabın yolculuk hikayesi, benim de jüri üyeliği yaptığım yıllarda, diğer jüri üyesi hocalarımızla birlikte (Ayşe Gül Altınay, Hülya Adak, Deniz Kandiyoti, Fatmagül Berktay, Yeşim Arat, Şemsa Özar, Ayşe Öncü, Sibel Irzık..) makaleleri değerlendirirken ortaya çıkan bir öneriyle başladı. Sevgili Ayşegül ve Hülya’nın heyecanla bu önerinin peşini bırakmamaları ile, Funda ve benden editörlük yapmamızı istemeleri sonucu, biz de büyük bir onur ve memnuniyetle kabul ettik. Benim için ayrıca özel bir anlamı olan da bir teklifti bu: Zira İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’ne asistan olduğum 1994’de “Türkiye’de İkinci Dalga Feminizm: Sosyalist feminist Kaktüs dergisi ve radikal feminist “feminist” dergisi” konulu yüksek lisans tezimi yazıyordum; feminist kimliğimi ve çalışmalarımı bilen hocalarımız, asistanlığa başladığımda hafif kinayeli biçimde, bana, “Sen bu Bölüm’de Şirin Tekeli’nin geleneğini sürdüreceksin anlaşılan” demişlerdi. Zira, Şirin Tekeli de asistanlığına o Bölüm’de başlamıştı ve YÖK’ün kuruluşuyla üniversiteden ayrılmıştı. Şimdi düşünüyorum da garip bir paralellik hakkaten…yıllar sonra ben de ‘toplumsal barış istediğimiz” için emekliliğe mecbur bırakılarak üniversiteden erken ayrılmak zorunda kalmıştım.  Sonrasında Ayşegül, Hülya, Begüm, Özge, Ayşe Öncü, Funda ..ve ben çeşitli aralıklarla kitabın nasıl, hangi yöntem ve içerikle oluşturulacağı konusunda uzun uzun online toplantılar yaptık…Hepimizin ortaklaştığı nokta, bu kitapla temel muradımızın Şirin Tekeli’nin feminist kimliği ve çalışmalarıyla, yeni kuşakların çalışmaları arasındaki sürekliliği ortaya koyan bir bağlamı olması idi…ve bu noktadan hareket ederek yola çıktık.

Kitapta yer alan makaleler, Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Mükemmeliyet Merkezi’nin (SU Gender) 2017’den beri her yıl verdiği Şirin Tekeli Araştırma Ödülü almış çalışmalardan oluşuyor.[2] Derleme bu yanıyla, Türkiye’de feminist düşüncenin hem tarihsel sürekliliğini hem de dönüşümünü belgeleme niteliği de taşıyor. Derlemenin Şirin Tekeli Araştırma Ödülü kapsamında genç araştırmacı kadınların makalelerinden oluşması, Tekeli’nin bilgi üretimine dair savunduğu kuşaklararası ve çoğulcu yaklaşımın pratik bir karşılığı olarak değerlendirilebilir.

Şirin Tekeli Araştırma Ödülü almış çalışmalardan oluşturmakla birlikte, kitabı bir “ödül seçkisi” olarak değil; feminist akademinin kuşaklararası sürekliliğini, dönüşümünü ve çoğulluğunu yansıtan kolektif bir düşünme alanı olarak okumak gerekir. Burada bir araya gelen metinler, feminizmi tekil bir kuramsal çerçeveye ya da homojen bir politik özneye indirgemeden, farklı toplumsal alanlarda, farklı deneyimler ve yöntemler aracılığıyla kurulan bir mücadele pratiği olarak ele alıyor.

Kitabın başlığını oluşturan, “Alışın, her yerdeyiz” ifadesi, yalnızca bir meydan okuma ya da görünürlük iddiası içermenin ötesinde, mekânsal (sokak, ev, üniversite, belediye, mahkeme vb özel ve kamusal alanlarda), zamansal (kriz, olağanüstü hâl, muhafazakârlaşma vb süreçlerde) ve politik (direniş, itiraz gibi mücadele pratiklerinde) analitik bir çerçeve sunuyor. Kendi coğrafyamızdaki otoriterleşme, neoliberal dönüşüm ve patriyarkanın gündelik hayatta kadınlar üzerinden nasıl işlediğini görünür kılıyor. Kadınların yalnızca “mağduriyet” anlatılarıyla değil, özneleşme hikayeleriyle, kolektif eylemle, itirazla ve mizah yoluyla kamusal alanı nasıl yeniden kurduklarını gösteriyor. Feminist bilginin ve feminist öznenin uzun zamandır marjinalleştirildiği, bastırıldığı ya da ikincilleştirildiği alanlara yönelik güçlü bir epistemolojik ve politik müdahaleyi içinde barındırıyor; bilgi üretim süreçlerini, akademik alanı, kültürel pratikleri ve gündelik hayat ilişkilerini tartışmaya davet ediyor. Kitap, “mahçup feminist”ten [3] “feminist aktivist”e [4] uzanan hattı münferit referansların ötesinde, politik, ekonomik, kültürel ve söylemsel dönüşümlerin ürünü olan kolektif /yapısal bir süreç olarak kavrıyor.

Derlemenin arka planında, Şirin Tekeli’nin Türkiye’de feminist akademinin kurucu figürlerinden biri olarak bıraktığı güçlü miras yer almakta. Tekeli’nin çalışmaları, feminizmi yalnızca “kadın meselesi” ya da “toplumsal cinsiyet eşitsizliği meselesi” olarak değil; kamusal alan, demokrasi, yurttaşlık, temsil ve eşitlik meseleleri ile iç içe geçmiş bir siyasal mücadele alanı olarak konumlandırır. Bu kitapta yer alan çalışmalar da bu eksene oturuyor. Buna göre, feminist bilgi, soyut bir kuramsal alan olarak değil, toplumsal ilişkiler içinde, iktidar yapılarıyla temas hâlinde ve çoğu zaman bu yapılarla çatışarak üretilir.

Eserin Şirin Tekeli ile kurduğu ilişki, yalnızca bir ödülün taşıyıcısı olmakla sınırlı olmanın ötesinde, Şirin Tekeli’nin Türkiye’de feminist düşünceye kazandırdığı eleştirel, hak temelli ve kamusal müdahaleye açık yaklaşım, kitaptaki makalelerin ortak politik ve epistemolojik zeminini oluşturmaktadır. Sevgili arkadaşım Ayşegül Altınay’ın hep vurguladığı gibi, Şirin Tekeli Araştırma Ödülü’nün genç kadın araştırmacılara yönelik olması, kitabın kuşaklararası bir aktarım işlevi görmesini de sağlıyor. Bu anlamda Alışın, Her Yerdeyiz, feminist akademinin “usta–çırak” ilişkisiyle değil; eleştirel düşüncenin devamlılığı ve dönüşümü üzerinden ilerlediğini gösteren bir kolektif hafıza metni olmasına imkan tanıyor.

Kitabın önemli tematik eksenlerinden biri, yeni iktisadi düzenin ve güvencesizliğin kadın–erkek ilişkileri üzerindeki etkileridir. Bu bölüm, Pınar Karababa Demircan, Ezgi Burgan Kıyak, Merve Koç, Nazife Kosukoğlu ve Petek Onur’un makalelerinden oluşuyor. Makaleler, kadın emeğinin görünmezliği, farklı erkeklik deneyimleri, aile, kadın-doğa ilişkisi ve kına geceleri gibi geleneksel ritüeller üzerinden kültürel alanın ataerkil inşa kodlarını/mekanizmalarını inceliyor. Bu konular, kadınların artan kırılganlığı üzerinden değil, erkeklik normlarının, aile içi rollerin ve doğayla ilişkilerinin yeniden üretimi üzerinden analiz ediliyor. Böylelikle, feminizmi “kadınların mağduriyeti” söylemine sıkıştırmadan, toplumsal cinsiyet rejiminin bütünsel bir eleştirisi yapılıyor.

Kitabın bir diğer önemli tematik ekseni, dil ve edebiyat alanında cinsiyetçi söylemi masaya yatırırken, feminist söylemin nasıl kurulduğuna da odaklanan çalışmalardır. Bu bölüm, Yonca Güneş Yücel, Gözde Orhan ve Sezen Bayhan’ın çalışmalarından oluşmakta. Dilin tarafsız olmadığı, aksine toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini yeniden üreten bir yapı olduğu feminist literatürde sıkça vurgulanır. Edebiyat, çeviri, ders kitapları bu bakış açısıyla ele alınarak, feminist öznenin kendini kurduğu, ataerkil anlatıların deşifre edildiği bir mücadele alanına dönüşüyor. Bu yönüyle kitap, feminist kültürel üretimin politik önemine de vurgu yapmış oluyor.

Derlemenin en çarpıcı katkılarından olan bir eksen de, feminist aktivizmin değişen ve değişmeyen biçimlerini ele alan yazılardan oluşan bölümü; bu bölümde,  Özgür Sevgi Göral, Ayşe Akalın, Burcu Binbuğa, Elifcan Çelebi’nin yazıları mahkemelerde, üniversitelerde, madenlerde yaşanan cinsiyetçi eşitsizlikleri odağına alıyor; sokak eylemlerinden mahkeme salonlarına, akademik üretimden gündelik direniş pratiklerine uzanan bu geniş yelpaze, feminizmin tekil bir mücadele biçimine indirgenemeyeceğini gösteren önemli saha çalışmalarından oluşuyor. 

Kitapla ilgili vurgulanması gereken bir nokta da disiplinlerarası bir yapıya sahip olmasıdır: Hukuk, sosyoloji, siyaset bilimi, kent çalışmaları ve toplumsal cinsiyet çalışmaları gibi farklı alanlardan gelen makaleler, feminist mücadelenin tek bir disiplinin kavramsal araçlarıyla kavranamayacağını ortaya koyar. Bu çeşitlilik, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin hem hukuki düzenlemeler hem toplumsal normlar hem de gündelik pratikler aracılığıyla nasıl yeniden üretildiğini çok katmanlı biçimde analiz etmeye imkân tanır. Böylece kitap, feminist literatürde sıklıkla vurgulanan disiplinlerarası yaklaşımın somut ve başarılı bir örneğini sunuyor.

Alışın, Her Yerdeyiz, Türkiye’de feminist düşüncenin nereden nereye geldiğini gösteren bir bilanço olduğu kadar, geleceğe dönük bir çağrı metni niteliği de taşıyor. Kitap, feminist akademik üretimin politikadan kopuk olamayacağını; feminist aktivizmin ise kuramsal derinlikten beslendiğinde güçlendiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Bu yönüyle derleme, yalnızca kadın ve toplumsal cinsiyet çalışmaları alanındaki araştırmacılar için değil; eşitlik, adalet, demokrasi üzerine düşünen herkes için bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

[1] Funda Şenol-Sevgi Uçan Çubukçu , s: 11

[2] Yarışmaya katılan ve ödül alan çok sayıda değerli başka çalışmalar da mevcut; ancak yazıların bir kısmı başka yerlerde daha önce yayınlandığı, bir kısmı yayınlanma tarihine yetişemediği için kitapta yer alamadı; ve tabii kitabın fiziki kapasitesi de bu sınırlılığı oluşturan bir diğer etkendi.

[3] “Mahçup feminist” tanımlaması, utangaçlık ya da geri çekilme anlamında değil; feminizmin belirli dönemlerde kamusal alanda meşruiyet mücadelesi verdiği koşulları simgeliyor.

[4]  “Feminist aktivist” bu mücadelenin günümüzdeki çoğul, görünür ve iddialı hâlini temsil ediyor.

 

Künye: Sevgi Uçan Çubukçu, “Alışın, Her Yerdeyiz! Mahçup Feministlerden Feminist Aktivistlere ”, Arşivlik, sy. 3 (Aralık 2025), https://kadineserleri.org/alisin-her-yerdeyiz-mahcup-feministlerden-feminist-aktivistlere/

 


Arşivlik Dijital Bülteni, Marjinal Portel Novelli katkılarıyla hazırlanmaktadır.