Arşivlik / Sayı 3

Bitmeyen Bir Suçluluk Hali Olarak Annelik: If I Had Legs I’d Kick You Film İncelemesi / Zeynep Naz İnansal 

Son yıllarda, anneliği gerilim türüyle buluşturan filmler giderek artıyor. Modern dünyanın anneliği zorlaştırmasının yanı sıra, annelik deneyiminin tüm yönleriyle konuşulabilir hale gelmesinin de bu durumda etkisi büyük. Mary Bronstein’in yazıp yönettiği If I Had Legs I’d Kick You (Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim); işi, kızı ve kendi kimliği altında ezilen Linda’nın kaygı dolu hayatını tüm çıplaklığıyla ortaya koyan psikolojik bir gerilim. Linda rolüyle Berlin Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan Rose Byrne, kariyerinin belki de en güçlü performansını sergiliyor.

Linda, terapide anlattığına göre asla anne olmaması gereken bir insan. Onu hiç dinlemeyen terapisti pek ciddiye almasa da bu cümle, tüm film boyunca karakterin zihnini kurcalayıp kaygılarını tetikliyor. Kızı yemek yemekte güçlük çektiği ve geceleri midesine takılan bir tüp yardımıyla beslendiği gizemli bir hastalığa sahip. Kızını gündüzleri hastaneye götüren, akşamları da bağlı olduğu makinede besleyen karakterimizin en büyük temennisi onu belli bir kiloya getirip tüpten kurtarmak. Aynı zamanda tam zamanlı çalışan bir terapist olan Linda, aylar süren görevlere giden kaptan kocasından hiçbir destek göremiyor. Kocasının yargılayıcı telefon konuşmaları, kızının şikayetleri ve danışanlarının dertleri birleştikçe Linda’nın sabrı giderek azalıyor. Bardağı taşıran son damla evlerinin tavanında açılan bi delik yüzünden yaşadıkları su baskını oluyor ve kızıyla küçük bir pansiyona yerleşmek zorunda kalıyorlar.

Filmin neredeyse tamamında, yakın planda Linda’yı izliyoruz. Karakteri hem hapseden hem de tüm çıplaklığıyla belirginleştiren bu seçim, geri kalan tüm karakterlerin onun bir uzantısı gibi işlemesine de sebep oluyor. Suratını hiç görmediğimiz kızını yalnızca sesiyle ve bedeninden bazı parçalar görerek tanıyoruz. Kocasını yalnızca telefonda duyuyor, terapi seanslarının çoğunu danışanlarla değil Linda’nın suratıyla geçiriyoruz. Ana karakterin psikolojik durumunun da etkisiyle çevresindekilerin gerçek mi yoksa zihninin birer ürünü mü olduğunu sorguluyoruz. Görüntü yönetmeni Christopher Messina ve yönetmen Bronstein, yarattıkları boğucu atmosferle karakterin zihnine seyirciyi de dahil etmeyi başarıyor. Bir yerden sonra her dert, her şikayet, her ani hareket Linda’yı olduğu kadar seyirciyi de yormaya başlıyor.

Linda’nın yardım istediği herkes hem onu hayal kırıklığına uğratıyor, hem de yargılıyor. Kocasının kızına bakım desteği vermemesi, terapistinin dertlerini dinlememesi ve hatta kızını tedaviye götürdüğü hastanede herhangi bir tedavi yapılmaması bakım emeğinin yalnızlaştırıcı tarafını ortaya koyuyor. Tedaviden sorumlu doktor Linda’yı hastalığı önceliği yapmamakla suçluyor ve onu zorbalamaktan çekinmiyor. Bu rolü oynayan kişinin yönetmen Bronstein olması da filmin boğucu atmosferine farklı bir derinlik katıyor. Destek vermeyen erkek karakterlerin bahanesi her daim çalışmaları gerektiği olurken, hiçkimse Linda’nın da tam zamanlı bir işi olduğunu dikkate almıyor. Tüm çabasına ve özverisine rağmen onu kötü ve yetersiz bir anne olmakla suçluyorlar.

If I Had Legs I’d Kick You, anneliği bitmek bilmeyen bir suçluluk hali olarak tanımlıyor. Bu halden çıkmanın tek yolu da yardım istemekten geçiyor. Linda’nın özgürleşme anı her şeyi tek başına yapamayacağını kabul ederek, kızıyla aralarındaki kordonu kesmesiyle oluyor. Kötü bir anne olarak görülmeyi umursamadığı an, farklı çözülmelerin yaşandığını ve sırasıyla problemlerin çözülmeye başladığını fark ediyor. Bronstein tüm gerginliğe rağmen, annelere yalnız olmadıklarını ve yardım almanın suçlu hissettirmemesi gerektiğini hatırlatıyor.

Künye: Zeynep Naz İnansal, “Bitmeyen Bir Suçluluk Hali Olarak Annelik: If I Had Legs I’d Kick You Film İncelemesi”, Arşivlik, sy. 3 (Aralık 2025), https://kadineserleri.org/bir-sucluluk-hali-olarak-annelik-if-i-had-legs-id-kick-you-film-incelemesi/

 


Arşivlik Dijital Bülteni, Marjinal Portel Novelli katkılarıyla hazırlanmaktadır.