Arşivlik / Sayı 5

Filozof Simone Weil: Kendi Gücünün Sınırlarını Zorlayabilmiş Bir Kadın / Tülin Tankut 

Kaynak: https://ekmekvegul.net/bellek/3-subat-1909-filozof-simone-weil-dogdu

Neoliberalizmin derinleştirdiği eşitsizlikler, aşırı bireycilik ve piyasacı yaklaşımlar karşısında son yıllarda alternatif toplum ve etik arayışları yeniden gündeme gelirken, Simone Weil’in düşüncelerine yönelik ilginin de arttığı görülüyor. 1909’da Paris’te doğan Weil, varlıklı Yahudi bir ailenin kızı. Laik ve agnostik olarak yetiştirilmiş, çok zeki ve başarılı bir öğrenci; ama kural tanımayan cinsten, asi karakterli. On yaşında Bolşevikliğini ilan ediyor, on iki yaşında antik Yunanca konusunda dikkat çekici bir yetkinlik sergiliyor. Üniversitede felsefe bölümünü bitirdikten sonra bir kız okulunda öğretmenlik yapıyor. Ancak, işçi hakları ve işçilerin koşullarına duyduğu ilgi doğrultusunda örneğin 1934’te Paris’te bir fabrikada kadın işçilerin yanında çalışmak için öğretmenlik kariyerine ara veriyor.
Tükenmeyen bir enerjiye, çalışma disiplinine sahip; teoriyle yetinmeyen, sıkı bir eylemci. Yoksulluğun ortadan kaldırılmasına çalıştığı kadar, yoksulların imdadına koşmayı da savsaklamıyor. Yaşamı boyunca toplumsal sorunlara doğrudan temas etmeyi ilke ediniyor. 1950’ler ve 60’larda çalışmalarıyla Batı’da üne kavuşuyor. Felsefe, bilim, eğitim, klasikler, toplum, siyaset ve yakın bir ilişki içinde olduğu teolojik düşüncesi gibi geniş bir alanı kapsayan düşünsel üretimi üzerine araştırmalar yapılıyor.
Çalışmaları değerlendirilirken feminist düşünceyle kurduğu ilişki ise görece daha sınırlı biçimde ele alınıyor. Feminizmle kurduğu ilişki, hem yazılarında hXem de yaşam tercihleri üzerinden farklı biçimlerde tartışılabilir Örneğin Simone de Beauvoir ile şu ilginç diyalogu: Weil’ın “Bugün dünyada tek bir şey önemli, yeryüzündeki tüm insanları doyuracak devrim” sözüne Beauvoir ,“Hayatın amacı mutluluk değil, anlam bulmak” deyince. Weil sözünü kesiveriyor: “Hiç aç kalmadığınızı görmek kolay.” Özel yaşamına bakılırsa kendisini feminist hareket içinde tanımlamamış olması üzerine çeşitli yorumlar yapılmış. Evlenmemiş. Çocuk sahibi olmamış. Aşk serüveni bile yaşamamış. Dönemin kadınlık normlarına mesafeli bir görünüm benimsediği söylenebilir. Makyajsız, erkek giysileriyle geziyor. Ebeveynlerin “ikinci oğlu.” İmzasını da “Simone” değil, “Simon” diye atıyor.
İdeallerine bağlı, anti- faşist aktivist.1936’da İspanya İç Savaşı’nda Cumhuriyetçi saflarda; İkinci Dünya Savaşı’nda Alman komünistlerin yanında. Savaş, şiddet, askerlik karşıtı eylemlere katılıyor; işgal altındaki halkların zaruri ihtiyaçlarını, sağlık sorunlarını gün yüzüne çıkaran yazılar yazıyor. (Çocuklar gözetilmeli, eğitilmeli.) Liberal demokratik sisteme güveninin kalmadığını beyan ediyor.
Fransız toplumunda işçi ve çiftçilerin yaşamlarına ortak olabilen Weil’i bu sınıfların karşılaştıkları adaletsizlikler derinden etkiliyor. Manevi bir arayış içine girmesi boşuna olmasa gerek. Çocukluğundan beri özgeciliği içselleştirmiş. -Kendi payına düşen şeker ve çikolataları cephede savaşan askerlere gönderiyor. Ahlaki duyarlılığı yine kendine özgü; lüksü, ayrımcı doğası nedeniyle onaylamıyor.
Katolikliğe yakınlığı var ama vaftiz olmayı reddediyor, kiliseyi sevmediğini söylüyor. Evrensel bir dini anlayışa doğru yöneliyor. Çalışmalarında Marksist analiz yönteminden yararlanmasına karşın, baskının ortadan kalkmadığı gerekçesiyle sosyalizme de eleştirel yaklaşır. Bu eleştirileri, dönemin siyasal atmosferi ve 1917 Sovyet Devrimi sonrasında Avrupa’da komünist hareketlere yönelik artan tartışmalar bağlamında da değerlendirilebilir.
Öte yandan, birçok araştırmacı Weil’in toplumsal ve siyasal düşüncesinin mistik yöneliminden bağımsız ele alınamayacağını vurgular. Yıl 1943. Çocukluğundan beri çektiği, sık sık nükseden hastalıkları ve sağlığına özen göstermemesi 34 yaşında onu yaşamdan koparıyor. Ölüm raporunda “zihin dengesini yitirerek yemek yemeyi reddedip kendini öldürdü” ifadesine yer verilmiş. Yani ölümüne ilişkin değerlendirmeler farklı yorumlara konu edilmiş. Örneğin Weil’ın ilk biyografisini yazan (1966) İngiliz yazar ve eleştirmen Richard Rees’e göre ise Weil, “sevgiden öldü.” Eserlerinin çoğu ölümünden sonra yayınlanabiliyor. Hastalığı sırasında yazdıkları dikkate alınmıyor.
Peki Weil günümüz için ne ifade ediyor? “Köklere İhtiyaç”adlı eserinde, insani köklerinden koparılmış modern insanın bu durumundan kurtulabilmesi için bir ahlaki çerçeve sunar. Bu, en tanınmış eseridir. İlk basılan eseri, “Yerçekimi ve Tanrı’nın Lütfu” adıyla Türkçeye çevrilmiştir. Kitabın önsözünde yer alan, “ Simone Weil’in yapıtının güncellenmeye gereksinimi yoktur. Çünkü bu yapıt bütün zamanların ve bütün yerlerin dışına taşan varlığın doruğundan çıkmaktadır.” ifadesi, Weil’in neden okunması gerektiğini de açıklamış oluyor. Bazıları, “bir gün gelecek, (bugün) tarih onu haklı çıkaracak” öngörüsünden etkileniyor. Onun düşünce dünyasına girebilmekse metinlerinde kullandığı kavramlar ve izlekler hakkında bilgilenmeyi ve tabii yoğun bir zihinsel çabayı gerektiriyor.
Son yıllarda Türkçede yayımlanan çeviriler ve ikincil kaynaklar da Weil’e ilginin arttığını gösteriyor, İnternetteki kaynak bolluğu, dahası bu yazının yazarı gibi Weil okumalarına yeni başlayanlar için anlamayı kolaylaştıran, özellikle çevirilerdeki manipülasyon olasılığına karşı okura yol gösterici uyarı metinleri konulmuş. Anlamakta en büyük zorluk da felsefi konularda kuşkusuz. Weil’in düşünceleri bugün felsefe tarihi açısından olduğu kadar; adalet, köksüzlük, sorumluluk ve etik üzerine yürütülen güncel tartışmalar bakımından da önemini koruyor.

 

Künye: Tülin Tankut, “Filozof Simone Weil: Kendi Gücünün Sınırlarını Zorlayabilmiş Bir Kadın”, Arşivlik, sy. 5 (Temmuz 2026), https://kadineserleri.org/filozof-simone-weil-kendi-gucunun-sinirlarini-zorlayabilmis-bir-kadin/



Arşivlik Dijital Bülteni, Marjinal Portel Novelli katkılarıyla hazırlanmaktadır.