Sevginin Sınırları Kim Tarafından Çiziliyor? / Asuman Bayrak
Bazen bir haber okursunuz ve haberin kendisinden çok içinizde bıraktığı his peşinizi bırakmaz.
Geçtiğimiz günlerde bir reklamın kaldırıldığına dair haberi gördüğümde de böyle oldu. Bir kadın, birlikte yaşadığı köpeğinden “oğlum” diye söz ediyordu. Reklamın merkezinde şiddet yoktu, nefret yoktu, ayrımcılık yoktu. Sadece bir sevgi biçimi vardı. Bir insanın, hayatını paylaştığı canlıya duyduğu derin bağlılık…
Ama o sevgi biçimi birilerini rahatsız etmişti.
O an düşündüğüm şey reklam değildi. Düşündüğüm şey, sevgiler arasında görünmez bir hiyerarşi kurulmuş olmasıydı. Hangi sevgilerin kabul edilebilir, hangilerinin ise açıklanmak, savunulmak ya da düzeltilmek zorunda bırakıldığıydı.
Belki de en çok canımı acıtan buydu.
Çünkü aynı günlerde hayvanlara yönelik şiddet haberleri, toplu ölümler, ihmaller ve hak ihlalleri gündemde yer almaya devam ediyordu. Yaşam hakkı ihlal edilen canlılar karşısında sessiz kalabilen bir sistemin, bir insanın köpeğine duyduğu sevgiyi tartışma konusu yapabilmesi bana çok ağır geldi.
Bu durum yalnızca hayvan haklarıyla ilgili değil. Aynı zamanda sevme hakkıyla ilgili.
Bir canlıyı aileden görmek, onunla hayatı paylaşmak, onun hastalığında endişelenmek, yokluğunda yas tutmak, varlığında mutlu olmak; bunların hiçbiri açıklama gerektirmemeli. Çünkü sevgi, hukuki tanımlardan, toplumsal kalıplardan ya da geleneksel kabullerden daha geniş bir alandır.
Benim hayatımda da patili dostlarım hiçbir zaman “evcil hayvan” olmadılar.
Onlar evin içinde yaşayan misafirler değil; ailenin üyeleri oldular. Günün nasıl geçtiğini anlatmak istediğim, eve döndüğümde beni karşılayan, üzüntümü sezebilen, mutluluğumu paylaşan canlılar…
İnsan bazen sevgiyi en saf haliyle onlardan öğreniyor.
Karşılıksız kabul edilmeyi, yargılanmamayı, sadece var olduğunuz için değer görmeyi…
Belki bu nedenle, hayvanlarla kurulan bağları küçümseyen ya da değersizleştiren her yaklaşım aslında yalnızca hayvanlara değil, insanların şefkat kapasitesine de zarar veriyor.
Türcülük çoğu zaman yalnızca haklar üzerinden tartışılıyor. Oysa türcülüğün daha görünmez bir yüzü de var. Bazı bağları meşru kabul ederken bazılarını önemsizleştirmek. Bazı acıları gerçek sayarken bazılarını görmezden gelmek. Bazı sevgilere saygı duyarken bazılarını alay konusu haline getirmek…
Oysa sevginin türü olmaz.
Şefkatin kategorileri olmaz.
Bir canlının hayatımıza bıraktığı iz, onun hangi türe ait olduğuyla ölçülemez.
Tam da bu nedenle, kurumların da yalnızca iş sonuçları üreten yapılar değil, değerler üreten topluluklar olduğuna inanıyorum. Bir kurumun gerçek kültürü, çalışanlarına nasıl davrandığında olduğu kadar, yaşamın diğer biçimlerine nasıl baktığında da ortaya çıkar.
Marjinal’de yıllar içinde oluşan kültürün önemli parçalarından biri de bu anlayış oldu. Hayvan dostu olmak bizim için bir sosyal sorumluluk projesi ya da iletişim başlığı değil. Hayatı paylaşma biçimimiz.
Ofisimizden toplantılarımıza, günlük sohbetlerimizden çalışma kültürümüze kadar uzanan bu yaklaşımın temelinde çok basit bir düşünce var: Yaşam yalnızca insanlara ait değil.
Bu nedenle sevgiye de sahiplik taslayamayız.
Kimin ailesini nasıl tanımlayacağını, kimi evladı gibi göreceğini, hangi canlıyla nasıl bir bağ kuracağını belirleme hakkımız yok.
Bugün dünyanın ihtiyacı olan şey biraz daha fazla teknoloji, biraz daha fazla hız ya da biraz daha fazla verimlilik olmayabilir.
Belki de biraz daha fazla şefkat.
Çünkü şefkat yalnızca korumak değildir. Aynı zamanda anlamaya çalışmaktır. Yargılamadan kabul etmektir. Kendimize benzemeyen hayatların da değerli olduğunu görebilmektir.
Bir kadının köpeğine “oğlum” demesinde rahatsız edici olan hiçbir şey göremiyorum.
Aksine, orada insanı daha iyi yapan bir şey görüyorum.
Bağ kurma cesareti.
Sevme cesareti.
Ve belki bugün en çok ihtiyacımız olan şey de tam olarak budur: Sevginin sınırlarını daraltmak yerine genişletmek. Şefkati belirli kalıplara sıkıştırmak yerine çoğaltmak.
Çünkü daha adil bir dünya, önce hangi hayatların yaşamaya ve sevilmeye değer olduğuna dair kurduğumuz hiyerarşileri sorguladığımız gün başlayacak.



