Arşivlik / Sayı 3

Şiddetin ve Bedenin Hafızası / Nilgün Kıvırcık 

“Dayağa Karşı Kadın Dayanışması” 20. yılında Bağır, herkes duysun! erkek şiddeti son bulsun! 2007 Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı Arşivi

Biz yanardağlarız. Biz kadınlar, deneyimlerimizi gerçeklerimiz olarak sunduğumuzda bütün haritalar değişir. Yepyeni dağlar yükselir.

Ursula Le Guin

 

Çağdaş batı mantığı Aristo’dan bu yana insanı bir bütün olarak değil, beden ve tin gibi bir ikilik içinde algılar. W. Reich parçalanmaya yol açan bu ikiliği şöyle düzeltir; ‘Sizin bir bedeniniz yok, siz bir bedensiniz’. Kadın ve bedeninin bir bütün olduğu ve birbirinden soyutlanamayacağı açıktır. Kadın bedenine yapılan her müdahale (taciz, tecavüz, şiddet, kürtaj, zorla doğum, vb) kadının kendisine, benliğine, kişiliğine yapılmış bir müdahaledir.[1]

Şiddete maruz kalan bedenlerimiz yaşayan hafıza mekânlarımızdır. Kültürel kodlarımız, acılarımız, geçmişimiz bu bedende saklanır, yankılanır ve geleceğe aktarılır. Bedenlerimiz yaşadığımız mekânların, mahallenin, ülkenin, coğrafyanın izlerini taşır üzerinde. Kimliğimiz bedenlerimizi inşa ederken, hafızanın mekânsal karşılığı bedenlerimizde şekil bulur ve gelişir. İşte tam da bu yüzden bireysel hatıralarımız, yarattığımızı sandığımız mevcudiyetimiz, aslında kolektif olanla doğrudan ilişkilidir.

Patriyarkanın normları, inşa edildiğimiz varlığımızın reddedildiği, kültürel çerçeveler sunan iktidar alanlarıdır. Norm toplumsal pratik olarak yaşanır, idealleştirilir ve kurumsallaşır. Normatif şiddet kısıtlamalar yoluyla uygulanır ve fiziksel şiddete dönüşür. İnşa edilen bu normlar ile şiddet normalleştirilir, kurban şiddetin suçlusu haline getirilir. Kışkırtıcı olduğu söylenir.[2] Gece sokakta olması, açık giyinmesi, gülmesi gibi her şey kışkırtıcı olabilir. Feminizmin eleştirisinin odak noktalarından olan ‘Aile’ en temel ahlak normlarının ve çoğunlukla şiddetin üretildiği yerdir.

Kolektif hafıza, ortak değerler ve eşzamanlılık deneyimleri ile birleşince, hayali bir ‘aynılık’ üzerine kurulmuş bir kolektif kimlik inşasını kolaylaştırır. Ancak bu hayali ‘biz’ kurgusunun olabilmesinin en temel koşulu, ‘nefret nesneleri’ olarak tanımladığımız bize benzemeyen ‘ötekileri’ inşa etmek ve onları tanımlamakla mümkündür.[3] Çoğunluğa göre azınlık olan etnik ve dini kesimler, göçmenler nasıl öteki ise, Patriyarkal sistemin ötekisi kadındır. Kadın bedeni, patriyarkanın tarih boyunca çeşitli biçimlere bürünen tahakküm ve denetim mekanizmalarının, birbirinin üzerine yığılarak çok katmanlı biçimde yoğunlaştığı ‘yer’dir.[4]

Feminizmin Şiddeti İfşası

Şiddet; Patriyarka tarafından, gücü elinde tutanın ‘ötekiler’ üzerinde kurduğu iktidar inşası yollarından en pragmatik olanıdır. Kadına yönelik şiddet faili, kendinden daha güçlü iktidar odakları tarafından cezasızlık ile taçlandırılmış ve hatta açıkça olmasa da ‘ehlileştirme-disipline etme’ girişimi nedeniyle övülmüştür. Cezasızlık ve toplumun yerleşik normları ile büyüyen şiddet sarmalı, döngüsel olarak yinelenir ve yayılır kuşaklar arasında. Şiddet görmezden gelinerek önemsizleştirilmiş ‘aile içi’ özel alana konu bir kavram olarak algılatılmaya çalışılmıştır.

Carol Hanisch 1970 tarihli ‘Kişisel Olan Politiktir’ başlıklı makalesinde, kadınların deneyimlerinin, güç ilişkileri sistemi içindeki konumlarına dayandığını, kadınlara yönelik toplumsal baskının, şiddet ve istismarı açıklamada önemli bir rolü olduğunu vurgulamıştır.

Bu içeriğin taşıdığı anlamları tüm derinliğiyle benimseyen ve ileriye taşıyan ikinci dalga feminizmin temsilcileri olan kadınlar ‘kişisel olan politiktir’ cümlesini sloganlaştırdılar. Kadınlar özel-kamusal ayrımını ortadan kaldırarak sadece sokakta değil evlerinde de güvende olacakları yasal ve yönetsel düzenlemeleri talep ederek kazanımlarını yüzlerce yıla yayılan bir mücadele ile genişletmiştir.

Dayağa Karşı Dayanışma Yürüyüşü, 17 Mayıs 1987, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı arşivi.

1989 yılında yayınlanan, Bedenimiz Bizimdir. Cinsel Tacize Hayır Kampanyası çağrı metninde; evde, sokakta, iş yerinde, mahallede, aile içinde sürekli maruz kalınan tacize işaret edilerek, ‘Bu güne kadar tüm bunların utancı bize yüklendi. Bedenimizi bir yük gibi taşımamız beklendi. Utancı taşımaya Hayır diyelim. Asıl suçlunun bunları yapan erkekler olduğunu ilan edelim. Örtbas etme teşhir et. ifadeleri yer alıyordu.[5]

2006 yılında feminist aktivist Tarana Burke’nin başlattığı #MeToo hareketi, toplumsal, feminist hareketinin parçasıydı. 2024’de Fransa’da Gisele Pelicot davası, utanç yükünün mağdura değil, faile ait olduğunu zihinlerimize tekrar yerleştirdi. Utanç taraf değiştirmeli’ diyen Gisele milyonlarca tecavüz kurbanı kadına güç verdi.

Şiddet; ırk, millet, vatan, sınıfsal durum gözetmeksizin, Patriyarkal Kapitalist düzen içinde kadınlar üzerinde yeniden üretilmeye devam ediyor. Bu günün geçmişten farkı, anti feminist politikaları açıkça benimseyen devlet örgütlenmelerinin toplumu dönüştüren yapısal programlarına karşı, feministlerin çok daha güçlü yaratıcı direniş modellerine ihtiyacı olmasıdır.

Yeni Erkekliğin İnşası

Farklı ülkelerde adına ‘radikal sağ’ denen, benzer şekilde eş zamanlı olarak güçlenen yeni bir siyasi dalga toplumları dönüştürmektedir. Farklı ülkelerdeki yaklaşımlar aynı siyasal eğilimin farklı versiyonlarıdır. Bu eğilimler, doğal hiyerarşilere, eşitsizliğe, insanlığın fıtratına geri dönülmesini savunan teorilerini 1990’lar itibariyle yeniden geliştirmeye başladılar.

Verimlilik ve karlılığı önceleyen, eşitsizlikler üzerine inşa edilen, demokrasi yerine küresel krallıklar olarak konumlanan otoriterliklere yaslanan, muhafazakâr- milliyetçi bu yenidünya düzeni içinde kadınların yeri erkeklerin arkasında, hatta hizmetinde olacak şekilde tanımlanmıştı.

LGBTİ+ bireyler ve ‘arzulu’ kadınlar, yalnızca doğal cinsiyet farklılıklarını bulanıklaştırma kapasiteleri ile değil, küresel kapitalizmin, tanrının ve babanın yasasına karşıt olarak ayarttığı dünyevi hazların ve bedensel arzuların bedenleşmesi olarak tasvir edilen daha derin bir ideolojik anlatı da birbiriyle ilişkilendirildiler.[6]

Bağımsız, ekonomik özgürlüğe sahip, evlenmemiş-bekâr kadın modeline karşı yeni ‘beyaz, muhafazakar, gücü temsil eden, güçlüye yaslanan idealize erkek’ bir mücadele mevziisi olarak inşa edilmiştir.

Sonuç

Hardt ve Negri’nin ‘Ortak Zenginlik’ kitabında, kamusal ve özel ikili ayrımına bir üçüncü yol olarak, insan gruplarının paylaştığı ortak mülkiyet bağlamında ‘Ortak Olan’ kavramını üretmişlerdir.[7] Nefes aldığımız hava, bastığımız toprak, kültür, konuştuğumuz dil ortak olanlar olarak vurgulanır. Ortak olan apaçık yaşanır, paylaşılır, mülkleştirilmez, üretimde inşa edilir.[8]

Feminist hareketin geleceği için, özel ve kamusal alandaki kayıplarımızı bu ‘ortak olan’ alanlarda yeniden inşa edecek politikalar geliştirmeye ihtiyacımız var. Patriarka ile mücadele aksında ortak olan içinde bir araya gelmek, dayanışma ağlarımızı çeşitlendirmek,  ittifaklar kurmak, kurduğumuz ittifaklarla sistemin çatlaklarından sızarak alanlarımızı genişletmek, yeni çatlaklar açmak, hayatta kalma savaşındaki kadınlar için biricik yol gibi görünmektedir. Sanat, kültür, dil, edebiyat, çevre ve toprak hareketi, emek ekseni, ortak olan alanlarımızdır.

Walter Benjamin’in değişiyle söylersek; ‘Geçmişi tarihsel olarak kurmak, onu gerçekten olmuş olduğu gibi tanımak değil, tehlike anında birden parlayıveren anıyı ele geçirmektir.’

NOT: Bu makalenin orjinali KOÇKAM Blog-Turuncu Yazılar serisi içinde yayınlanmıştır. Metnin tamamına linkten erişilebilir. https://research.ku.edu.tr/tr/kockam-blog-tr/siddetin-ve-bedenin-hafizasi/

[1] Torun, Ş. Feminizm Kitabı, Kadın Bedeninin Sahibi Olmalıdır, Dipnot Yayınları 2015, s.151-152.

[2] Butler, J. Radikal Düşünürlerin Gözünden Şiddetin Eleştirel Tarihi, Kırılgan Hayatlar, Dipnot Yayınları 2018, s.113.

[3] Tuğrul, s. Yitik Bellek, Dipnot Yayınları, s.14.

[4] Acar Savran, G.2018, Feminizm Yazıları, Dipnot Yayınları, s. 143.

[5] Sosyalist Feminist Kaktüs, sayı 9, Aralık 1989.

[6] Özkazanç, A. Bir Musibet Yeni Türkiye’de Erillik, Şiddet ve Feminist Siyaset, Dipnot Yayınları 2020, s.69.

[7] Negri, A.-Hardt, T. Ortak Zenginlik, Ayrıntı Yayınları, 2021.

[8] Majewska, E. Feminist Antifaşizm (2023), Otonom Yayınları, s.132.

Kaynakça

  • Torun, Ş. Feminizm Kitabı, Kadın Bedeninin Sahibi Olmalıdır, Dipnot Yayınları 2015, s.151-152
  • Butler, J. Radikal Düşünürlerin Gözünden Şiddetin Eleştirel Tarihi, Kırılgan Hayatlar, Dipnot Yayınları 2018, s.113
  • Tuğrul, s. Yitik Bellek, Dipnot Yayınları, s.14
  • Acar Savran, G.2018, Feminizm Yazıları, Dipnot Yayınları, s. 143
  • Sosyalist Feminist Kaktüs, sayı 9, Aralık 1989
  • https://aposto.com/s/merkez-kayarken-yeni-sagin-kokenleri-ve-toplumsal-cinsiyet
  • Özkazanç, A. Bir Musibet Yeni Türkiye’de Erillik, Şiddet ve Feminist Siyaset, Dipnot Yayınları 2020, s.6
  • Acar Savran, G.2018, Feminizm Yazıları, Dipnot Yayınları, s. 18

Künye: Nilgün Kıvırcık, “Şiddetin ve Bedenin Hafızası”, Arşivlik, sy. 3 (Aralık 2025), https://kadineserleri.org/siddetin-ve-bedenin-hafizasi/

 


Arşivlik Dijital Bülteni, Marjinal Portel Novelli katkılarıyla hazırlanmaktadır.