Arşivlik / Sayı 3 – Ocak 2026

Şiddetin Sürgiti, Mücadelenin Hafızası

Kadınların hayatında şiddet, çoğu zaman bir anda başlayıp biten bir olay olarak değil; farklı dönemlerde, farklı biçimlerde yeniden karşılarına çıkan bir süreklilik olarak deneyimleniyor. Bazen bedenle, bazen mekânla, bazen de sessizlikle ilişki kuruyor. Bu sürekliliği görünür kılmak, şiddeti anlamanın olduğu kadar ona karşı söz üretmenin de ön koşulu.

Bültenin yeni sayısını hazırlarken, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde başlayıp 10 Aralık İnsan Hakları Günü’ne uzanan zaman, kadınların yaşamlarında şiddetin nasıl süreklilik kazandığını ve farklı yıkım biçimleriyle nasıl iç içe geçtiğini düşünmek için önemli bir eşik sundu bize. Geçmişin izleğinde 1991 yılından bu yana dünyada Toplumsal Cinsiyete Yönelik Şiddete Karşı 16 Günlük Aktivizm Kampanyası olarak anılan bu dönem, şiddeti tekil olayların ötesinde; yapısal, gündelik ve tarihsel bir olgu olarak ele almaya çağırıyor her birimizi.

Bu sayıda bir araya gelen yazılar, görseller ve tanıklıklar; şiddetin kadınların bedenlerinde, emeklerinde, mekânlarında ve hafızalarında biriken çok katmanlı bir yıkım olarak nasıl işlediğini ortaya koyuyor. Erkek şiddeti, afetler, zorunlu yerinden edilme, bakım emeğinin ağırlaşması, yoksulluk, hukuki güvencesizlik ve cezasızlık; kadınların hayatlarında birbirini besleyen süreçler olarak karşımıza çıkıyor. Afetler çoğu zaman fiziksel yıkımla tanımlanır; oysa kadınlar için afet, bedenle kurulan hayatın tüm katmanlarını etkileyen uzun soluklu bir deneyimdir. Barınma güvencesinin zayıflaması, bakım emeğinin artması, kamusal alanlardan çekilmek zorunda kalmak ve şiddet riskinin görünmez biçimde çoğalması, afet sonrasının gündelik gerçekleri arasında. Bu süreçlerde kadın bedeni, hem hayatta kalma mücadelesinin hem de ihmalin ve şiddetin izlerini taşır.

Kütüphaneler ve arşivler, bu izlerin silinmemesi için her daim kritik bir rol üstlendi. Kadınların afetler sırasında ve sonrasında yaşadıklarını, tuttukları notları, ürettikleri belgeleri ve kurdukları dayanışma ağlarını bir araya getirerek ortak bir hafıza alanı kurdu.  Okuru ve araştırmacıyı bu belleğin parçası olmaya yıllardır çağıran Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, kadınların deneyimlerinin yeniden düşünülmesine, bağlamlandırılmasına ve çoğaltılmasına açtığı alanla var, her daim.

Bu sayıda da arşiv belgeleri şiddetin tarihsel sürekliliğini görünür kılıyor. 1987’de düzenlenen Dayağa Karşı Dayanışma Yürüyüşü, şiddetin “özel alan”a hapsedilmesine karşı feministlerin kamusal alanda kurduğu güçlü bir itirazdı. Yıllar sonra “Bağır, herkes duysun! Erkek şiddeti son bulsun!” çağrısı, bu itirazın dil değiştirmiş ama yönünü kaybetmemiş hâlidir. Kadınlar, farklı dönemlerde farklı ifadelerle aynı noktaya işaret ediyor: Şiddet kader değildir; politiktir.

Arşivlik bülteni bu sayısında şiddeti mağduriyet anlatılarıyla sınırlamadan; tanıklık, ifşa, dayanışma ve düşünme pratikleri üzerinden ele alıyor. Kadınların sözünü, bedenini ve hafızasını merkeze alan bu yaklaşım, arşivi, belleği yaşayan bir alan olarak düşünmeye davet ediyor. Kadının insan haklarının güvenli bir yaşamda, bedensel bütünlükte, bakımın adil paylaşımında ve onurlu bir varoluşta somutluk kazandığını bir kez daha yineliyoruz. Yayın Kurulu olarak bu sayıyı, şiddetin ve yıkımın olağanlaştırılmasına karşı feminist belleği çoğaltan bir davet olarak sunuyoruz. Okuru, araştırmacıyı ve tüm ilgilileri; bu belleğin izini sürmeye, yeni sorular sormaya ve birlikte düşünmeye çağırıyoruz. İyilik hâlimize destek olacak umutlu okumalar ve yeni yıllarda buluşmak dileğiyle…

Arşivlik Yayın Kurulu

Çizen: Bilge Güler

KONUK KALEMLER

SÖYLEŞİ

Aylak Damla Söyleşileri-2

Aylak Damla moderatörlüğünde gerçekleşen Arşivlik Söyleşileri dizisinin ikincisinde, Ressam Mihri’yi unutturmayan; onun izini süren, anıyı yakalayan ve hatırlatan senarist ve yönetmen Berna Gencalp ile “Kim Mihri” belgeseli üzerine konuştuk.

Söyleşiye aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

Link: https://www.youtube.com/watch?v=9ihOypWYMmc 

TARİHE NOT




GÜNCELE BAKIŞ


Kimlik, İktidar ve Beden Politikası Olarak Saç / Nevval Sevindi 

Saç gerek sosyal ve kültürel gerek ideolojik açıdan birçok disiplin içinde ele alınmış, hayata dair tüm bağlamlarıyla da birçok sanat yapıtında hem malzeme hem de içerik olarak değerlendirilmiştir. Sosyolojik açıdan saçla ilişkilendirilen sembollerin ve sembolik eylemlerin toplumdan topluma çok sayıda anlamı bulunmaktadır ,kültürel geniş bir anlam dünyası var.
Kadınsılık için uzun saçların kesilmemesi, saçların örtülmesi, sevilen birinin kaybında yaşanan derin üzüntünün ya da dünyevi zevklerden feragat etmenin dışavurumu olarak saçların kesilmesi, kazınması gibi eylemler insanın ait olduğu kültürün yansımalarıdır. Bu insanın dünyadaki yeriyle ilgili ve başın da sembolik anlamıyla değerlendirilir.

KİTAP SIRTI



Arşivlik Dijital Bülteni, Marjinal Portel Novelli katkılarıyla hazırlanmaktadır.