Dördüncü sayısına ulaşan Arşivlik, feminist bilgi üretimi ile hafıza ve tanıklık pratiklerini buluşturan kolektif bir alan olarak şekillenmeye devam ediyor. Çizeriyle, yazarıyla, çevirmeniyle, araştırmacısıyla ve aktivistiyle bir araya gelen bu mecra, feminist sözün farklı biçimlerini buluşturarak arşivin ne olduğuna ve ne yapabileceğine yeniden bakmayı mümkün kılıyor.
36. Yılımızı kutlar ve Arzu Karamani Pekin tarafından kaleme alınan kurum tarihi kitabımız ‘Mor Bellek’ raflarda yerini alırken, kadın merkezli çalışmalarımızı yeniden hatırlıyoruz.
Bizler için arşiv bu yönüyle seçme, hatırlama, ilişkilendirme ve yeniden söz kurma pratiğidir. Kadınların, LGBTİ+’ların, feministlerin ve toplumsal muhalefetin deneyimleri düşünüldüğünde, arşiv çalışmasının aynı zamanda politik bir tanıklık alanı olduğu daha açık biçimde ortaya çıkıyor. Çünkü kimi hayatların, mücadelelerin ve sözlerin tarih içinde silinmeye, dağılmaya ya da önemsizleştirilmeye daha açık bırakıldığı bir düzende, arşiv kurmak başlı başına bir direngenlik içeriyor.
Bu sayıda 8 Mart’ın tarihsel ve politik hattının da yer alması tesadüf değil. 8 Mart, kadınların emek, eşitlik, yaşam, özgürlük ve adalet mücadelesinin kuşaklar boyunca aktarılan güçlü bir hafıza hattı. Bu hattın her dönem yeniden kurulması, salt geçmiş mücadeleleri anımsamakla değil, bugünün sözünü ve itirazını da kayda geçirmekle mümkün. Dolayısıyla feminist hafıza, yalnızca geriye dönük bir bakış değil; bugünü anlamlandırmanın ve geleceği kurmanın da önemli araçlarından biri.
Tanıklık ise bu çerçevede arşivin en güçlü damarlarından birini oluşturuyor. Tanıklık, büyük anlatıların dışında kalan gündelik deneyimlerin, kırılmaların, kayıpların, direniş biçimlerinin ve müşterek üretimlerin izini taşır. Bazen bir mektupta, bazen bir dergi sayfasında, bazen bir çizgide, tezde, bazen çevrilen bir metinde, bazen de bir eylem çağrısında karşımıza çıkar. Tanıklığı önemsemek, o belgenin taşıdığı sesi, dili, duyguyu, bağlamı ve politik imkânı da ciddiye almak demektir. Bu yüzden feminist arşivcilik, belgeleri bulmanın, korumanın ötesinde, hayatlara temas eden bir dinleme ve aktarma pratiği olarak da düşünülmelidir.
Bugün 8 Mart’ın bu tarihsel hattı aynı zamanda kadın emeğinin görünürlük mücadelesiyle de iç içe ilerliyor. Ücretli emeğin yanı sıra uzun süre görünmez kılınan ev içi emek, bakım emeği ve duygusal emek, feminist mücadelenin temel tartışma başlıkları arasında olmayı sürdürüyor. Bu bağlamda 8 Mart’ın sokakta olduğu kadar dergilerde, bültenlerde, arşivlerde ve dijital mecralardaki eyleyici gücü, iradesi, kadınların deneyimlerinin, emek biçimlerinin ve direnişlerinin kayda geçirilmesi anlamına da geliyor. Böylece feminist mücadele yazı, belge ve tanıklık aracılığıyla süreklilik kazanan katmanlı bir hafıza pratiğine dönüşür.
Hep bildiğimiz gibi pratiğin, eyleyici gücün farklı coğrafyalardaki kadınların ve feminist grupların birbirlerinin deneyimlerinden haberdar olabilmesi, savunuculuk ağlarının genişlemesi ve hafızanın daha hızlı dolaşıma girmesi kuşkusuz önemli imkânlar sunuyor. Arşivlik’in bu sayısı da bu sorgulamayı farklı katkılar, karşılaşmalar ve üretimler üzerinden somutlaştırmayı amaçlıyor. Çizerin çizgisi, yazarın metni, çevirmenin emeği, aktivistin sahadaki sözü ve araştırmacının izi, burada birbirinden ayrı değil; feminist hafızayı birlikte kuran çoğul tanıklık biçimleri olarak yan yana duruyor.
Kadın Eserleri Kütüphanesi’nin yıllardır sürdürdüğü hafıza emeği, bugünün mücadelelerini daha güçlü, daha bağlantılı ve daha görünür kılmanın yollarından biri olduğunu hatırlatıyor. Arşivlik’in dördüncü sayısının da bu anlamda, feminist hafızanın canlılığını, tanıklığın dönüştürücü gücünü ve dijitalleşen dünyada arşivin değişen anlamlarını birlikte düşünmeye alan açmasını umuyoruz.
Arşivlik Yayın Kurulu
KONUK KALEMLER
Bir Yıl Sonra 19 Mart: Kadınların Taşıdığı Deneyim / Alev Özkazanç
SİVİL TOPLUM SÖZÜ
TARİHE NOT
GÜNCELE BAKIŞ
Birleşmiş Milletler 1995 Pekin 4. Dünya Kadın Konferansını Hatırlamak / Nilgün Kıvırcık
KİTAP SIRTI












